genel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yasak Hikaye
sözde yazar
31 Yaşındaki Adrianne Animal Planet'de izlediği Amerikan Tüysüz Terrier cinsi köpeği çok beğenir. Satın almak için hayvan barınağına gitmek ister. Ablasının kocası Haydar'dan kendisine eşlik etmesini rica eder.
Ablası ve Haydar ailesinin izin vermemesine rağmen evlenip Türkiye'ye yerleşirler. Adrianne ilk olarak ablasının fotoğraflarından görüp çok sevdiği bu ülkeye ziyarete gelir. Kendi ülkesinden sonra burası gözüne çok ateşli görünecektir. Bir süre burada yaşamaya karar verir.
Adrianne sarışın ve çok güzel bir hatundur. 31 yaşında olmasına rağmen yaşını hiç göstermez ve hâlâ liseli zannedilir. Mini etek giymeyi çok seven Adrianne sık sık eniştesi Haydar tarafından 'Baldız naptın?' tepkisiyle karşılaşsa da sıcak havalarda etek giymekten vazgeçmez.
Ablası evlenip çoluk çocuğa karıştıktan sonra şişmanlamıştır. Fakat Adrianne çıtır görüntüsüyle bile kendine henüz bir partner bulamamıştır. Nefesleri kesen güzelliği erkeklerin ona yaklaşmasını zorlaştırmaktadır ve fakat Adrianne mutlu olduğunu söyleyip çevresine bu durumdan sıkıldığını bir türlü itiraf edemez. Tek kusuru küçük göğüsleridir ki bu sorunu da büyütücü sütyenlerle çözmektedir.
Adrianne bunları düşünürken, Haydar sözleştikleri saatte buluşma yerine gelir. Tüm bu özelliklerine rağmen Adrianne'ya yan gözle bakmayan Haydar, ablasına deli gibi aşıktır.
Hayvan barınağına ulaşan ikili, Adrianne'nin arabadan inerken frikik vermesinden sonra kısa bir tartışma yaşar. Çıplak bacakları barınağın tüm çalışanlarını etraflarında toplamaya yetmiştir. Kalabalık bir çalışan escortu eşliğinde köpeklerin bulunduğu yere varırlar.
Adrianne istediği köpeği bulmuştur, görür görmez aşık olur. Aralarında gizli bir bağın oluştuğuna inanmaktadır. Üstelik bu köpek belgesel kanalında izlediği köpek değildir. Yerli cins bir köpek olan bu Sivas kangalı yavrusunu almaya karar verir. Haydar, 'Baldız, bu köpekler yetişkin olduklarında çok büyür. Evde bakamazsın' diye uyarsa da Adrianne ona kulak asmaz.
Dönüş yolunda saçlarını rüzgar savururken, kucağında köpeğiyle oturan Adrianne bahçeli bir eve taşınmaya karar verir. Şimdi geriye sadece bu küçük ve güzel hayvana bir isim bulmak kalmıştır. Yasak olan bu hikayede aklından Beat, Fire, Girl-ki köpek dişidir-, Gey, Gay, Nubile, Got gibi isimler geçmektedir. Ve artık yalnız değildir.
Not: Bu kelimeler beni zerre kadar alakadar etmese de sansür ve yasaklar çok ilgilendirmekte. Nasıl bir zinhiyet 'yasak' kelimesini yasaklar anlayamıyorum. Hikaye tamamen kurmaca ve yasak kelimeler üzerine kurulmuştur. Gerçek kişi ve olaylarla bir alakası yoktur.
İlgili Haberler:
http://haber.gazetevatan.com/Haber/374083/1/Gundem
http://www.webrazzi.com/2011/04/27/btk-alan-adi-teblig/
Ablası ve Haydar ailesinin izin vermemesine rağmen evlenip Türkiye'ye yerleşirler. Adrianne ilk olarak ablasının fotoğraflarından görüp çok sevdiği bu ülkeye ziyarete gelir. Kendi ülkesinden sonra burası gözüne çok ateşli görünecektir. Bir süre burada yaşamaya karar verir.
Adrianne sarışın ve çok güzel bir hatundur. 31 yaşında olmasına rağmen yaşını hiç göstermez ve hâlâ liseli zannedilir. Mini etek giymeyi çok seven Adrianne sık sık eniştesi Haydar tarafından 'Baldız naptın?' tepkisiyle karşılaşsa da sıcak havalarda etek giymekten vazgeçmez.
Ablası evlenip çoluk çocuğa karıştıktan sonra şişmanlamıştır. Fakat Adrianne çıtır görüntüsüyle bile kendine henüz bir partner bulamamıştır. Nefesleri kesen güzelliği erkeklerin ona yaklaşmasını zorlaştırmaktadır ve fakat Adrianne mutlu olduğunu söyleyip çevresine bu durumdan sıkıldığını bir türlü itiraf edemez. Tek kusuru küçük göğüsleridir ki bu sorunu da büyütücü sütyenlerle çözmektedir.
Adrianne bunları düşünürken, Haydar sözleştikleri saatte buluşma yerine gelir. Tüm bu özelliklerine rağmen Adrianne'ya yan gözle bakmayan Haydar, ablasına deli gibi aşıktır.
Hayvan barınağına ulaşan ikili, Adrianne'nin arabadan inerken frikik vermesinden sonra kısa bir tartışma yaşar. Çıplak bacakları barınağın tüm çalışanlarını etraflarında toplamaya yetmiştir. Kalabalık bir çalışan escortu eşliğinde köpeklerin bulunduğu yere varırlar.
Adrianne istediği köpeği bulmuştur, görür görmez aşık olur. Aralarında gizli bir bağın oluştuğuna inanmaktadır. Üstelik bu köpek belgesel kanalında izlediği köpek değildir. Yerli cins bir köpek olan bu Sivas kangalı yavrusunu almaya karar verir. Haydar, 'Baldız, bu köpekler yetişkin olduklarında çok büyür. Evde bakamazsın' diye uyarsa da Adrianne ona kulak asmaz.
Dönüş yolunda saçlarını rüzgar savururken, kucağında köpeğiyle oturan Adrianne bahçeli bir eve taşınmaya karar verir. Şimdi geriye sadece bu küçük ve güzel hayvana bir isim bulmak kalmıştır. Yasak olan bu hikayede aklından Beat, Fire, Girl-ki köpek dişidir-, Gey, Gay, Nubile, Got gibi isimler geçmektedir. Ve artık yalnız değildir.
Not: Bu kelimeler beni zerre kadar alakadar etmese de sansür ve yasaklar çok ilgilendirmekte. Nasıl bir zinhiyet 'yasak' kelimesini yasaklar anlayamıyorum. Hikaye tamamen kurmaca ve yasak kelimeler üzerine kurulmuştur. Gerçek kişi ve olaylarla bir alakası yoktur.
İlgili Haberler:
http://haber.gazetevatan.com/Haber/374083/1/Gundem
http://www.webrazzi.com/2011/04/27/btk-alan-adi-teblig/
Seyahat Özgürlüğünüze Sahip Çıkın!
sözde yazar
Eğer Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı isek burnumuzun dibindeki ülkelere gitmek için bile izin istemeye fazlaca alışmışız demektir.
Bu vize meselesi hep canımı sıkmıştır. Yıllar önce Fransa'da yaşayan ablamı ziyaret etmek istedim, 1 haftamın en erken sabah saatlerini konsolosluk önünde uyukluyarak geçirdim. Sonuç hiçbir açıklama yapmadan red mühürüyle beraber pasaportumu geri verdiler. Sağolsunlar pek düşünceliler, herhalde üzülmeyelim diye nedenini de söylemediler.
O kadar evrak topla, uğraş, didin ama kendini beğendireme. O zamanlar yeni mezun işsiz bir gençtim, haliyle gezmek görmek istiyordum. Tabi terörist olma, Fransa'ya iltica etme ihtimalim de çok yüksekti. Fransa durumu farketti ve kendime gelmemi sağladı.
Şimdi işimde, gücümde, maaş bordrom da var şükürler olsun. Ve fakat hayatımda kendimi en değersiz hissettiğim an olduğundan bu vize reddi, bir daha başvurmaya yeltenmedim. En son vizesiz, kimseden izin almadan Beyrut'a gittim. Yine vizesiz ülkelere seyahat etmeyi düşünüyorum.
Vize almak için ön şart olan pasaport alma zorunluluğu ve pasaportların el yakan fiyatları ise başka bir konu. Ülkemde herşey vatandaşın yurtdışına çıkmaması için planlanmış. Vizelerin 80 darbesi sonrası gelmesi ve o zamanki darbe hükümetinin vatan hainleri (ki memlekette herkesin her an vatan haini olabilme ihtimali baya yüksek) yurt dışına çıkmasın diye vizeyi bir güzel desteklemesi, biz bugünün gençlerine bırakılan en güzel miras olsa gerek. Daha iyisini hayal bile edemiyorum zaten.
Kendimize yaptığımız kötülükleri bize başka hiç kimse yapamaz. Sanıldığının aksine Amerika'nın, Rusya'nın, Avrupa'nın her an bizim ülkemizi bölmeye çalıştığına falan inanmıyorum. Bir ülkede bir sorun varsa evet dış güçler bunu kaşıyacak ve kendi çıkarları doğrultusunda kullanıcaktır.
Bizimkilerin vizeyi kullanması, sonra vizeden milyon dolarlar kazanan diğer ülkelerin bu uygulamayı kaldırmaya yanaşmaması cidden vahim sonuçlar.
Pasaport pahalılığıydı aslında asıl değinmek istediğim konu, nerelere geldi.
http://seyahatozgurlugu.com/ sitesine girin, okuyun ve destek verin. Bu ülkede artık tedavülden kalkması ve çağımıza göre yenilenmesi gereken pek çok şey var. Başta vizeler. Sonrasında da seyahat özgürlüğünün bahsettiği üzere pasaport fiyatları. İndirime rağmen hala dünyanın en pahalı pasaportu bizde maalesef.
Devlet memuru ayrıcalığı olan yeşil pasaporta da gıcık olmuşumdur hep, bunu da belirtmeden geçemiycem. Özel sektörde çalışıyoruz diye daha çok tehlike arz etmemiz cidden düşündürücü.
Vize konusunu köşesine pek çok kez taşıyaran Vatan Gazetesi yazarı Mutlu Tönbekici'ye de teşekkürü bir borç bilirim.
Seyahat özgürlüğü gibi insan haklarının çok temel bir maddesi nasılda ihlal edilebiliyor. Belki benim gibi 80 sonrası doğan kuşak bu özgür seyahat hakkını tam anlamıyla elde edemiycek. Ama neden sonraki kuşaklar da bundan muzdarip olsun.
Siteyi yapanları tebrik ediyor ve canı gönülden destekliyorum. Bir "Vizeye Hayır" hareketi de umarım arkasından gelecektir.
Bu vize meselesi hep canımı sıkmıştır. Yıllar önce Fransa'da yaşayan ablamı ziyaret etmek istedim, 1 haftamın en erken sabah saatlerini konsolosluk önünde uyukluyarak geçirdim. Sonuç hiçbir açıklama yapmadan red mühürüyle beraber pasaportumu geri verdiler. Sağolsunlar pek düşünceliler, herhalde üzülmeyelim diye nedenini de söylemediler.
O kadar evrak topla, uğraş, didin ama kendini beğendireme. O zamanlar yeni mezun işsiz bir gençtim, haliyle gezmek görmek istiyordum. Tabi terörist olma, Fransa'ya iltica etme ihtimalim de çok yüksekti. Fransa durumu farketti ve kendime gelmemi sağladı.
Şimdi işimde, gücümde, maaş bordrom da var şükürler olsun. Ve fakat hayatımda kendimi en değersiz hissettiğim an olduğundan bu vize reddi, bir daha başvurmaya yeltenmedim. En son vizesiz, kimseden izin almadan Beyrut'a gittim. Yine vizesiz ülkelere seyahat etmeyi düşünüyorum.
Vize almak için ön şart olan pasaport alma zorunluluğu ve pasaportların el yakan fiyatları ise başka bir konu. Ülkemde herşey vatandaşın yurtdışına çıkmaması için planlanmış. Vizelerin 80 darbesi sonrası gelmesi ve o zamanki darbe hükümetinin vatan hainleri (ki memlekette herkesin her an vatan haini olabilme ihtimali baya yüksek) yurt dışına çıkmasın diye vizeyi bir güzel desteklemesi, biz bugünün gençlerine bırakılan en güzel miras olsa gerek. Daha iyisini hayal bile edemiyorum zaten.
Kendimize yaptığımız kötülükleri bize başka hiç kimse yapamaz. Sanıldığının aksine Amerika'nın, Rusya'nın, Avrupa'nın her an bizim ülkemizi bölmeye çalıştığına falan inanmıyorum. Bir ülkede bir sorun varsa evet dış güçler bunu kaşıyacak ve kendi çıkarları doğrultusunda kullanıcaktır.
Bizimkilerin vizeyi kullanması, sonra vizeden milyon dolarlar kazanan diğer ülkelerin bu uygulamayı kaldırmaya yanaşmaması cidden vahim sonuçlar.
Pasaport pahalılığıydı aslında asıl değinmek istediğim konu, nerelere geldi.
http://seyahatozgurlugu.com/ sitesine girin, okuyun ve destek verin. Bu ülkede artık tedavülden kalkması ve çağımıza göre yenilenmesi gereken pek çok şey var. Başta vizeler. Sonrasında da seyahat özgürlüğünün bahsettiği üzere pasaport fiyatları. İndirime rağmen hala dünyanın en pahalı pasaportu bizde maalesef.
Devlet memuru ayrıcalığı olan yeşil pasaporta da gıcık olmuşumdur hep, bunu da belirtmeden geçemiycem. Özel sektörde çalışıyoruz diye daha çok tehlike arz etmemiz cidden düşündürücü.
Vize konusunu köşesine pek çok kez taşıyaran Vatan Gazetesi yazarı Mutlu Tönbekici'ye de teşekkürü bir borç bilirim.
Seyahat özgürlüğü gibi insan haklarının çok temel bir maddesi nasılda ihlal edilebiliyor. Belki benim gibi 80 sonrası doğan kuşak bu özgür seyahat hakkını tam anlamıyla elde edemiycek. Ama neden sonraki kuşaklar da bundan muzdarip olsun.
Siteyi yapanları tebrik ediyor ve canı gönülden destekliyorum. Bir "Vizeye Hayır" hareketi de umarım arkasından gelecektir.
Çarşamba, Ağustos 18, 2010
genel
,
pasaport harçları
,
seyahat özgürlüğü
,
vizesiz seyahat
Zeki Ökten Anısına
sözde yazar
Bugün itibariyle ünlü yönetmen Zeki Ökten anısına Beyoğlu sinemasında Siyad'ın Seçtikleri 2010 gösterimleri yapılacak.
İzlemek istedikleriniz varsa kaçırmayın derim. Zaten kötü günler geçiren Beyoğlu sinemasına da bu vesile ile destek vermiş oluruz.
Mutlaka izlemek istediğim filmler arasında Steve McQueen'den Açlık (Hunger), Güney Afrikalı genç yönetmen Neil Blomkamp'ın filmi Yasak Bölge 9 (District 9), Japon Yönetmen Yojiro Takita'dan Son Veda (Okuribito) ve çizgilerin efendisi Miyazaki'den Küçük Deniz Kızı Ponyo (Gake No Ue No Ponyo)...
Detaylar için: www.beyoglusinemasi.com.tr
İyi Seyirler
İzlemek istedikleriniz varsa kaçırmayın derim. Zaten kötü günler geçiren Beyoğlu sinemasına da bu vesile ile destek vermiş oluruz.
Mutlaka izlemek istediğim filmler arasında Steve McQueen'den Açlık (Hunger), Güney Afrikalı genç yönetmen Neil Blomkamp'ın filmi Yasak Bölge 9 (District 9), Japon Yönetmen Yojiro Takita'dan Son Veda (Okuribito) ve çizgilerin efendisi Miyazaki'den Küçük Deniz Kızı Ponyo (Gake No Ue No Ponyo)...
Detaylar için: www.beyoglusinemasi.com.tr
İyi Seyirler
Cuma, Haziran 11, 2010
Açlık
,
Beyoğlu Sineması
,
Deniz Kızı Ponyo
,
genel
,
Siyad
,
Son Veda
,
Yasak Bölge 9
,
Zeki Ökten
Can Sıkan Bannerlar
sözde yazar
Son zamanlarda internette gazete ve haber okumak işkence haline geldi. Nereyi açsam hemoroid banner'ları dönüyor. Eğer şanslıysanız da hemoroid banner yüklenmemişse random olarak bu sefer zayıflama hapları, kilo alma iksirleri, varis kremleri, bel ve kalça inceltici, mezuralar, ayak kokusu gidericiler, epilasyon yöntemleri vb. Daha neler neler...
Bu işlerde iyi para olsa gerek. Kaç aydır her siteye banner koyabiliyorsun, herhalde milyonlarca sipariş alıyorlardır. Önce zayıflama hapı kullanıp metabolizmayı bozan insanlar sonra da hemoroid ilacı kullanıyor olabilirler. Birkaç ay önce kadınların yüzlerindeki kırışıklık için bile hemoroid ilacı kullandıklarına dair bir yazı okumuştum. Eğer doğruysa gerçekten iğrenç. Güzellik için herşey mübah!
Bütün bunlar sağlıklı mı, güvenli mi? Herhangi bir yan etkisi var mı? Sağlık bakanlığı kontrol ediyor mu? Almaya niyetim olmadığından hiçbirini araştırma zahmetine girmedim. Bilemiyorum. İlaç reklamı yapmak yasakken bu bannerlar nasıl rahatça gözümüze gözümüze sokuluyor anlamıyorum.
Ama göz zevkim fena halde bozulmuş durumda... Yeter artık!
Bu işlerde iyi para olsa gerek. Kaç aydır her siteye banner koyabiliyorsun, herhalde milyonlarca sipariş alıyorlardır. Önce zayıflama hapı kullanıp metabolizmayı bozan insanlar sonra da hemoroid ilacı kullanıyor olabilirler. Birkaç ay önce kadınların yüzlerindeki kırışıklık için bile hemoroid ilacı kullandıklarına dair bir yazı okumuştum. Eğer doğruysa gerçekten iğrenç. Güzellik için herşey mübah!
Bütün bunlar sağlıklı mı, güvenli mi? Herhangi bir yan etkisi var mı? Sağlık bakanlığı kontrol ediyor mu? Almaya niyetim olmadığından hiçbirini araştırma zahmetine girmedim. Bilemiyorum. İlaç reklamı yapmak yasakken bu bannerlar nasıl rahatça gözümüze gözümüze sokuluyor anlamıyorum.
Ama göz zevkim fena halde bozulmuş durumda... Yeter artık!
Ekşi Sözlük'ü Bitirme Planı
sözde yazar
Gündem yoğun. Youtube yasağının genişletilmesi, bu vesile ile diğer google sitelerine erişilememesi, IP adresleri, ADD'nin konuyla ilgili basın açıklaması ve en sonunda da ulaştırma bakanının yasağın ucunu vergiye bağlaması...
Bunlar hepimizin günlerdir takip ettiği olaylar. Merakla sonuçlanmasını ve yasakların kalkmasını bekliyoruz.
Bu arada bir taraftan yasaklar tartışılırken diğer taraftan da ekşi sözlük'e karşı çıkmaya başlayan ünlü şahsiyetler.
İlk buna şahit olmuşluğum Okan Bayülgen'in Medya Kral'ında Nihat Doğan'dı :)
Sonrasında ekşi sözlük avukatı tarafından Fatih Altaylı'ya gönderilen ve köşesinde yayınlamak zorunda kaldığı tekzip. Altaylı sözlük yazarlarına cidden kafayı takmış. Ne alakaları varsa analarına babalarına kadar işi götürmüş hatta. Dün Oray Eğin destekledi bu tepkiyi. Bugün'de Ali Atıf Bir. Genelde sözlük çoğunluğu tarafından eleştirilen isimler.
Sözlük yazarı değilim, sadece okuyorum. Genelde gündemi, insanların olaylara tepkilerini, yorumları takip ediyorum. Elbette hepsine katılmak mümkün değil. Ama böyle platform olmasını önemsiyorum. Bağımsız insanlar sonuçta, hiç bir yerden bazı şeyleri yazmak ve/veya yazmamak için para almıyorlar. Kendi fikirlerini yazıyorlar. Kabullenmek bazıları için zor da olsa bu platform Türkiye'de ki internet kullanıcısı gençlerin düşüncelerine rahatça ulaşılabilecek bir yer. Hakaret içeren yazılar moderatörler tarafından zaten siliniyor.
Bir kişinin yazdığını tüm sözlük yazarlarına mal etmek tıpkı RTÜK'ün bir program yüzünden kanalı günlerce kapatmasına benziyor. Eğer hakaret içeren yazı gerçekten varsa onları sildirmekte bir çözüm olabilir. Haklıysanız bu zaten yapılacaktır.
Topluma mal olmuş ünlü kişilerin zaten eleştirilmesi, hakkında yorum yapılması çok doğal değil mi? Ünlü insan konuşulur, dünyanın her yerinde bu böyledir.
Asıl değinmek istediğim konu aynı yazıda bir siteye getirilen yasak demode ilan edilip, hem de başka bir internet sitesini bitirme isteği nasıl ele alınır idi. Konu dağıldı. Ali Atıf Bir'in konuya dair cümleleri aşağıda. Yazının tamamı için lütfen linki tıklayın.
Ali Atıf Bir aynı yazıda hem "Bu yüzyılda "Youtube ve Google"ın yasaklanmasına neden olan yasalara demode denmez de ne denir?" cümlesini söylüyor. Hem de "Ekşi Sözlük'e dersini haddini bildirecek bir hakim arıyorum. Eğer ben varım diyen varsa yukarıda sözünü ettiğim davayı açacağım ve Ekşi Sözlük tamamen bitecek." diyebiliyor.
Kaynak: http://www.bugun.com.tr/kose-yazisi/104991-ak-parti-yi-ne-goturur-ali-atif-bir-makalesi.aspx
Yasaklarla bir yere varılmaz elbette. Ama artık yasak da kesmiyor demek. Direk bitirmek, kökünü kurutmak falan lazım. Başa çıkılmaz yoksa bu durumla...
Bunlar hepimizin günlerdir takip ettiği olaylar. Merakla sonuçlanmasını ve yasakların kalkmasını bekliyoruz.
Bu arada bir taraftan yasaklar tartışılırken diğer taraftan da ekşi sözlük'e karşı çıkmaya başlayan ünlü şahsiyetler.
İlk buna şahit olmuşluğum Okan Bayülgen'in Medya Kral'ında Nihat Doğan'dı :)
Sonrasında ekşi sözlük avukatı tarafından Fatih Altaylı'ya gönderilen ve köşesinde yayınlamak zorunda kaldığı tekzip. Altaylı sözlük yazarlarına cidden kafayı takmış. Ne alakaları varsa analarına babalarına kadar işi götürmüş hatta. Dün Oray Eğin destekledi bu tepkiyi. Bugün'de Ali Atıf Bir. Genelde sözlük çoğunluğu tarafından eleştirilen isimler.
Sözlük yazarı değilim, sadece okuyorum. Genelde gündemi, insanların olaylara tepkilerini, yorumları takip ediyorum. Elbette hepsine katılmak mümkün değil. Ama böyle platform olmasını önemsiyorum. Bağımsız insanlar sonuçta, hiç bir yerden bazı şeyleri yazmak ve/veya yazmamak için para almıyorlar. Kendi fikirlerini yazıyorlar. Kabullenmek bazıları için zor da olsa bu platform Türkiye'de ki internet kullanıcısı gençlerin düşüncelerine rahatça ulaşılabilecek bir yer. Hakaret içeren yazılar moderatörler tarafından zaten siliniyor.
Bir kişinin yazdığını tüm sözlük yazarlarına mal etmek tıpkı RTÜK'ün bir program yüzünden kanalı günlerce kapatmasına benziyor. Eğer hakaret içeren yazı gerçekten varsa onları sildirmekte bir çözüm olabilir. Haklıysanız bu zaten yapılacaktır.
Topluma mal olmuş ünlü kişilerin zaten eleştirilmesi, hakkında yorum yapılması çok doğal değil mi? Ünlü insan konuşulur, dünyanın her yerinde bu böyledir.
Asıl değinmek istediğim konu aynı yazıda bir siteye getirilen yasak demode ilan edilip, hem de başka bir internet sitesini bitirme isteği nasıl ele alınır idi. Konu dağıldı. Ali Atıf Bir'in konuya dair cümleleri aşağıda. Yazının tamamı için lütfen linki tıklayın.
Ali Atıf Bir aynı yazıda hem "Bu yüzyılda "Youtube ve Google"ın yasaklanmasına neden olan yasalara demode denmez de ne denir?" cümlesini söylüyor. Hem de "Ekşi Sözlük'e dersini haddini bildirecek bir hakim arıyorum. Eğer ben varım diyen varsa yukarıda sözünü ettiğim davayı açacağım ve Ekşi Sözlük tamamen bitecek." diyebiliyor.
Kaynak: http://www.bugun.com.tr/kose-yazisi/104991-ak-parti-yi-ne-goturur-ali-atif-bir-makalesi.aspx
Yasaklarla bir yere varılmaz elbette. Ama artık yasak da kesmiyor demek. Direk bitirmek, kökünü kurutmak falan lazım. Başa çıkılmaz yoksa bu durumla...
Çarşamba, Haziran 09, 2010
Ali Atıf Bir
,
Ekşi Sözlük
,
Fatih Altaylı
,
genel
,
Tekzip
,
Yasak
,
youtube
And the oscar goes to.....
sözde yazar
Sonunda 7 Mart gecesinde 82.Oscar ödülleri sahiplerini buldu. 'The Hurt Locker' geceye damgasını vurdu ve batılı gelişmiş bir ülkenin 82 yıldır yapmadığını yapıp, en iyi yönetmen ödülünü bir kadına Kathryn Bigelow'a verdi. İyi de etti.
Ben Avatar'ı eleştirip fazla şişirildiğini düşünenlerdenim. The Hurt Locker'ı henüz izlemediğimden yorum yapamayacağım. Ama 3 bomba imha uzmanının Irak'ta hayatta kalma mücadelesi oscar için yetmiş anlaşılan. Sonuçta Avatar savaş karşıtı bir filmdi ve oscar alamadı.
Up'ın en iyi animasyon ödülü, Christoph Waltz'ın en iyi yardımcı erkek ödülünü kazanmasına çok sevindim.
Bana göre ise senenin en iyi filmi Inglourious Basterds. Filmi izlerken baya eğlendim doğrusu. Oyunculuklar çok iyi ve diyaloglar yine bir Tarantino klasiği. Özellikle Christoph Waltz izlenesi ve bundan sonrada takip edilesi.
Benzer güzellikte bir filmi belki Filistinlilerde çeker birgün. Ne dersiniz?
Ben Avatar'ı eleştirip fazla şişirildiğini düşünenlerdenim. The Hurt Locker'ı henüz izlemediğimden yorum yapamayacağım. Ama 3 bomba imha uzmanının Irak'ta hayatta kalma mücadelesi oscar için yetmiş anlaşılan. Sonuçta Avatar savaş karşıtı bir filmdi ve oscar alamadı.
Up'ın en iyi animasyon ödülü, Christoph Waltz'ın en iyi yardımcı erkek ödülünü kazanmasına çok sevindim.
Bana göre ise senenin en iyi filmi Inglourious Basterds. Filmi izlerken baya eğlendim doğrusu. Oyunculuklar çok iyi ve diyaloglar yine bir Tarantino klasiği. Özellikle Christoph Waltz izlenesi ve bundan sonrada takip edilesi.
Benzer güzellikte bir filmi belki Filistinlilerde çeker birgün. Ne dersiniz?
Salı, Mart 09, 2010
avatar
,
Christoph Waltz
,
genel
,
Kathryn Bigelow
,
oscar
,
Quentin Tarantino
,
The Hurt Locker
Pippa'ya Mektubum
sözde yazar
'Sevgili Pippa, aslında kaybolduğunda hepimiz başına geleni tahmin edebiliyorduk. Çünkü bu ülkede kadın olmanın ne demek olduğunu biliyorduk.' diyor Pippa'ya Mektubum filminin yönetmeni Bingöl Elmas...
Hepimizin hala hatırladığı olay 31 Mart 2008'de yaşandı. Barış için yürüyen gelin Pippa Bacca, Gebze'de tecavüze uğramış ve öldürülmüştü.
Bingöl Elmas, Pippa'nın yarım kalan yolculuğunu bitirmek için bu sefer siyah gelinlikle yola çıkıyor. Yolda karşılaştığı öyküleri anlatıyor bizlere. Amaç hala insanlara inanmak ve güvenmek.
Yol boyu otostop çekiyor, insanlar onu uyarıyor sürekli. Ee ne de olsa tek başına bir kadın yollarda otostop çekiyor hem de siyah gelinlikle. Çok tehlikeli! Tabi ki yalnız değil, ekip onu takip ediyor. Ama otostop çektiği insanlar bunu bilmiyor. Eğer Elmas elindeki kamerayı kapatsa belki de olaylar daha farklı gelişecek. Bunu bilmek dahi istemiyoruz.
Aklımza kötü şeyler getirmiyoruz, çünkü yola umutla çıkılmış. Hala insanlara güvenebilmek, korkuyla yaşamamak için. Amaç tecavüzcü avına çıkmak değil diyor yönetmen. Kimseyi yargılamıyor, kimseye kızmıyor. Bir adamın suçunu bütün bir topluma yüklemiyor.
Bu güzel çalışma ve cesareti için Bingöl Elmas'ı tebrik ediyorum. Filmi İf!İstanbul kapsamında cumartesi günü izledim. Bugün bir gösterim daha var sanırım.
Sonraki gösterimler için www.asminfilm.com'u takip edebilirsiniz.
Hepimizin hala hatırladığı olay 31 Mart 2008'de yaşandı. Barış için yürüyen gelin Pippa Bacca, Gebze'de tecavüze uğramış ve öldürülmüştü.
Bingöl Elmas, Pippa'nın yarım kalan yolculuğunu bitirmek için bu sefer siyah gelinlikle yola çıkıyor. Yolda karşılaştığı öyküleri anlatıyor bizlere. Amaç hala insanlara inanmak ve güvenmek.
Yol boyu otostop çekiyor, insanlar onu uyarıyor sürekli. Ee ne de olsa tek başına bir kadın yollarda otostop çekiyor hem de siyah gelinlikle. Çok tehlikeli! Tabi ki yalnız değil, ekip onu takip ediyor. Ama otostop çektiği insanlar bunu bilmiyor. Eğer Elmas elindeki kamerayı kapatsa belki de olaylar daha farklı gelişecek. Bunu bilmek dahi istemiyoruz.
Aklımza kötü şeyler getirmiyoruz, çünkü yola umutla çıkılmış. Hala insanlara güvenebilmek, korkuyla yaşamamak için. Amaç tecavüzcü avına çıkmak değil diyor yönetmen. Kimseyi yargılamıyor, kimseye kızmıyor. Bir adamın suçunu bütün bir topluma yüklemiyor.
Bu güzel çalışma ve cesareti için Bingöl Elmas'ı tebrik ediyorum. Filmi İf!İstanbul kapsamında cumartesi günü izledim. Bugün bir gösterim daha var sanırım.
Sonraki gösterimler için www.asminfilm.com'u takip edebilirsiniz.
Pazartesi, Şubat 15, 2010
Barış Gelini
,
belgesel
,
Bingöl Elmas
,
film
,
genel
,
Pippa Bacca
'My Way' Cinayetleri
sözde yazar
Sabah sabah çok güldüm bu habere. Şarkı yüzünden kaç ölüm yaşandığıda bilinmiyormuş, adamlar bahane arıyorlar demek ki. Neyse bizde ki yan baktın, ters baktın bahanelerinden daha hallice gibi: )
Amerikalı şarkıcı Frank Sinatra’nın en ünlü parçalarından “My Way”, cinayetlere yol açtığı için Filipinler’deki karaoke barların birçoğunda listeden çıkarıldı, hâlâ olanlarda ise insanlar korkudan şarkıyı seçmeye cesaret edemiyor.
Şiddet kültürünün baskın olduğu ülkede “My Way” şarkısı yüzünden kaç ölüm yaşandığı ya da ne kadar kavga çıktığı tam olarak bilinmiyor, ancak basında son 10 yılda en az 6 ayrı “My Way” cinayeti haberi yer aldı. “My Way” cinayetleri genelde karaoke yapan kişi şarkısını bitirdikten sonra kendisiyle dalga geçilmesi yüzünden başlayan kavgalarda gerçekleşiyor.
New York Times gazetesinin haberine göre, başkent Manila’da şarkıcılık okulu sahibi Butch Albarracin, şarkının sözlerinin insanda kendini beğenmişlik yarattığını öne sürererek, “Bir hiç olanlar, kendilerini bir şey sanıyor. Bu yüzden kavgalar çıkıyor” diyor. Manilalı Alisa Gabby ise polis olan amcasının “My Way” söyleyen arkadaşına gülenlere silah çekmesinin ardından aile içinde bile şarkıyı söylemediklerini ifade etti. Ancak “My Way” taraftarları, şarkıyla ilgili ölüm oranının yüksekliğini karaokede en çok “My Way” söylenmesine bağlıyor, ayrıca şarkının herkes tarafından biliniyor olması da kötü söyleyenlerle dalga geçilmesine yol açıyor.
Kaynak: Milliyet
Amerikalı şarkıcı Frank Sinatra’nın en ünlü parçalarından “My Way”, cinayetlere yol açtığı için Filipinler’deki karaoke barların birçoğunda listeden çıkarıldı, hâlâ olanlarda ise insanlar korkudan şarkıyı seçmeye cesaret edemiyor.
Şiddet kültürünün baskın olduğu ülkede “My Way” şarkısı yüzünden kaç ölüm yaşandığı ya da ne kadar kavga çıktığı tam olarak bilinmiyor, ancak basında son 10 yılda en az 6 ayrı “My Way” cinayeti haberi yer aldı. “My Way” cinayetleri genelde karaoke yapan kişi şarkısını bitirdikten sonra kendisiyle dalga geçilmesi yüzünden başlayan kavgalarda gerçekleşiyor.
New York Times gazetesinin haberine göre, başkent Manila’da şarkıcılık okulu sahibi Butch Albarracin, şarkının sözlerinin insanda kendini beğenmişlik yarattığını öne sürererek, “Bir hiç olanlar, kendilerini bir şey sanıyor. Bu yüzden kavgalar çıkıyor” diyor. Manilalı Alisa Gabby ise polis olan amcasının “My Way” söyleyen arkadaşına gülenlere silah çekmesinin ardından aile içinde bile şarkıyı söylemediklerini ifade etti. Ancak “My Way” taraftarları, şarkıyla ilgili ölüm oranının yüksekliğini karaokede en çok “My Way” söylenmesine bağlıyor, ayrıca şarkının herkes tarafından biliniyor olması da kötü söyleyenlerle dalga geçilmesine yol açıyor.
Kaynak: Milliyet
Pazartesi, Şubat 08, 2010
Cinayet
,
Dalga Geçme
,
Frank Sinatra
,
genel
,
Müzik
,
My Way
,
Yasak
Oscar adayları açıklandı
sözde yazar
Sonunda oscar adaylari aciklandi. Bu senenin en iyi film ödülünü Avatar'ın alacağı kesin. Ama en iyi yönetmeni alır mı bilinmez, The Hurt Locker sıkı bir rakip olabilir.
Erkek egemen oscar ödüllerinde bu sene bir kadın en iyi yönetmen ödülünü alır mı sizce?
Adaylar arasında 'Up'ı görmek beni çok mutlu etti. Senenin en beğendiğim filmlerinden. Umarım en iyi animasyon ödülünü alır.
En İyi film
The Hurt Locker/Ölümcül Tuzak
Avatar
An Education
District 9/ Yasak Bölge 9
The Blind Side
Inglourious Basterds/ Soysuzlar Çetesi
A Serious Man
Up/ Yukarı Bak
Up in the Air/ Aklı Havada
Precious: Based on the Novel Push by Sapphire
En İyi Yönetmen
James Cameron (Avatar)
Kathryn Bigelow (The Hurt Locker)
Quentin Tarantino (Inglourious Basterds)
Lee Daniels (Preciosus)
Jason Bateman (Up in the Air)
Erkek egemen oscar ödüllerinde bu sene bir kadın en iyi yönetmen ödülünü alır mı sizce?
Adaylar arasında 'Up'ı görmek beni çok mutlu etti. Senenin en beğendiğim filmlerinden. Umarım en iyi animasyon ödülünü alır.
En İyi film
The Hurt Locker/Ölümcül Tuzak
Avatar
An Education
District 9/ Yasak Bölge 9
The Blind Side
Inglourious Basterds/ Soysuzlar Çetesi
A Serious Man
Up/ Yukarı Bak
Up in the Air/ Aklı Havada
Precious: Based on the Novel Push by Sapphire
En İyi Yönetmen
James Cameron (Avatar)
Kathryn Bigelow (The Hurt Locker)
Quentin Tarantino (Inglourious Basterds)
Lee Daniels (Preciosus)
Jason Bateman (Up in the Air)
Oscar adayı filmleri ne zaman izleriz?
sözde yazar

Oscar'ın habercisi sayılan Altın Küre ödülleri geçtiğimiz hafta sonu sahiplerini buldu. Ödül listesini yayınlamayacağım elbette, isteyen google'layarak tam listeye ulaşabilir.
Benim derdim Türkiye'de yaşayan bir sinemasever olarak bu filmlerin büyük çoğunluğunun henüz gösterime girmemesi. Üşenmedim ve en azından ne zaman gösterime gireceklerini araştırayım dedim.
Öncelikle Golden Globe kazananlarından yola çıkalım.
En İyi Erkek Oyuncu (Drama): Jeff Bridges (Crazy Heart)
Crazy Heart 16 Aralık 2009'da ABD'de gösterime girmiş, Türkiye için henüz kesinleşmiş bir tarih yok.
En İyi Kadın Oyuncu (Drama): Sandra Bullock (The Blind Side)
The Blind Side 20 Kasım 2009'da ABD'de gösterime girmiş, Türkiye için henüz kesinleşmiş bir tarih yok.
En İyi Kadın Oyuncu (Müzikal-Komedi): Meryl Streep (Julie & Julia)
Julie & Julia 07 Ağustos 2009'da ABD'de gösterime girmiş, Türkiye için henüz kesinleşmiş bir tarih yok.
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Mo'Nique (Precious)
Precious 7 Aralık 2009'da ABD'de gösterime girmiş, Türkiye için henüz kesinleşmiş bir tarih yok.
En İyi Yabancı Film: The White Ribbon (Michael Haneke - Germany)
The White Ribbon 13 Kasım 2009'da İngiltere'de gösterime girmiş, Türkiye için henüz kesinleşmiş bir tarih yok.
Oscar'a aday olması muhtemel filmlere bakalım:
Nine 25 Aralık 2009'da İngiltere'de gösterime girmiş, Türkiye için henüz kesinleşmiş bir tarih yok.
Invictus 11 Aralık 2009'da ABD'de gösterime girmiş. Biz 26 Şubat 2010'da izleyebileceğiz.
An Education 30 Ekim 2009'da ABD'de gösterime girmiş. Biz 19 Şubat 2010'da izleyebileceğiz (sevgiler günü haftası gösterime sokmak ve Aşk Dersi diye çevirmek kaydı ile).
The Lovely Bones 11 Aralık 2009'da ABD'de gösterime girmiş. Biz 26 Şubat 2010 'da izleyebileceğiz.
Shutter Island belirsiz tarihlere sahip, Şubat ve Mart arası değişiyor.
Birden çok sıkıcı oldum. Bu işe başlarken ben bile bu kadar uzun süreceğinin farkında değildim. Cidden tahminimden çok film varmış.
Cem Yılmaz'ın Yahşi Batı'sına aynı sinemada 4 salon birden ayırırken de, James Cameron'ın Avatar'ına 5 salon ayırırken de; yerli olsun yabancı olsun bir çok filme baştan şans tanınmıyor. Bir dağıtım ve gösterim sorunları silsilesi. Ortalığı istila etmiş kötü türk filmleri. Haliyle birçok filmin gösterime girmesi epeyce zorlaşıyor. Bize de beklemek düşüyor.
Çarşamba, Ocak 20, 2010
film
,
genel
,
golden globe
,
gösterim
,
gösterim tarihleri
,
oscar
,
ödül
,
sinema
2009'un en iyi sitesi hangisi?
sözde yazar

thefwa.com 2009'un en iyi sitelerini seçiyor. Gerçekten beş yıl öncesine kadar hayal edemeyeceğiz işler yapılıyor artık. Actionscript 3.0 ve hızlanan internet mucizesi.
Benim oyum tereddütsüz, Saab'ın olacak. En çok bu sitede vakit geçirdim ve çok eğlendim.
http://www.thefwa.com/pca2009/
http://changeperspective.saab.com/global/en/
HP camera 'can't see' black faces
sözde yazar
Bu başlık bbc.co.uk'den.
Amerika'da Wanda ve Desi iki market çalışanı. HP webcam'lerin beyazları gösterip, siyahları göstermediğini Youtube'a gönderdikleri bir video ile ortaya koymuşlar.
Tabi aradım taradım ve Youtube'da videoyu bulup izledim. Gerçekten kamera Desi'yi hiç görmüyor. Wanda geldiği anda ise durum değişiyor ve kamera onu takip etmeye başlıyor.
Tabi bbc.co.uk haberine göre HP yetkilileri sorunun ışıklandırmadan kaynaklanabileceğini ama araştırmaya devam ettiklerini bildirmiş.
Demek ki test aşamasında da hiç siyahi çalışanı olmayan bir kurummuş HP. Hiç farketmemeleri komik değil mi?
Hey dostum bu kameranın yaptığı resmen ırkçılık:)
Kaynakça:
http://news.bbc.co.uk/2/hi/technology/8429634.stm
http://www.youtube.com/watch?v=5IYz9-EkGeU
Amerika'da Wanda ve Desi iki market çalışanı. HP webcam'lerin beyazları gösterip, siyahları göstermediğini Youtube'a gönderdikleri bir video ile ortaya koymuşlar.
Tabi aradım taradım ve Youtube'da videoyu bulup izledim. Gerçekten kamera Desi'yi hiç görmüyor. Wanda geldiği anda ise durum değişiyor ve kamera onu takip etmeye başlıyor.
Tabi bbc.co.uk haberine göre HP yetkilileri sorunun ışıklandırmadan kaynaklanabileceğini ama araştırmaya devam ettiklerini bildirmiş.
Demek ki test aşamasında da hiç siyahi çalışanı olmayan bir kurummuş HP. Hiç farketmemeleri komik değil mi?
Hey dostum bu kameranın yaptığı resmen ırkçılık:)
Kaynakça:
http://news.bbc.co.uk/2/hi/technology/8429634.stm
http://www.youtube.com/watch?v=5IYz9-EkGeU
Kaydol:
Kayıtlar
(
Atom
)